17 Eylül 2007 Pazartesi

Türkiyenin Biyolojik Zenginliği

Türkiyenin Biyolojik Zenginliği
* (GATT:Gümrük tarifeleri ve ticaret genel anlaşması)


Biyolojik çeşitlilik,bir türü meydana getiren bireyler arasındaki kalıtsal farklılıkları içeren genetik çeşitlilik ve bunun uzantısı olan türler arası farklılıkların meydana getirdiği ekolojik çeşitlilik olarak iki ana kategoride ele alınabilir.
Genetik çeşitlilik ,bir türün gen havuzundaki kalıtsal bilginin çeşitliliği , zenginliği olarak tanımlanabilir.
Ekolojik çeşitlilik ise,belirli bir bölgedeki farklı ekosisitemler,tür toplumların içindeki tür sayıları olarak tanımlanmaktadır.Bu kısa hatırlatma yaptıktan sonra türkiye’nin Biyolojik çeşitliliği mevzusunda düşüncemi paylaşmak istiyorum.Her zaman biyologlar şunları söylemişlerdir:Türkiye’de bu bölgede şu kadar bitki yaşar,şu kadarı endemiktir.
Biraz daha açarsam, ülkemiz Biyolojik çeşitliliği açısından önemli bir yere sahiptir.Önemli bir gen merkezidir.Yaklaşık 9000in üzerindeki bitki türünden 3000’i endemiktir.Rus genetikçi Vavilov dünyada 12 gen merkezi bulunduğunu,bunlardan bir tanesinin de Anadolu olduğunu söylemiştir.Harlan ise Türkiye’de beş mikrogen merkezi olduğunu belirtmiştir.Gerçektende ülkemiz zengin.Acaba halkımız bunun farkında mı? Diye soruyorum kendime.Ama nedense insanlar evrendeki yıldız sayısı,dünyaya uzaklıkları,süpernovalar ve yeni keşfedilen gezegenler insanımızda heyecan yaratırken neden yeni keşfedilen bir tür insanları aynı derecede heyecanlandırmıyor? Ama durun yerel yönetimler halk kadar ilgisiz değil,mutlaka bir hayvan veya bitki türünü öne çıkarıyor ve o canlıyı artık her yerde görüyorsunuz.Açıklık getirmek için bir örnek vermek istiyorum.Van denince akla ilk gelen “Van Kedisi”dir.Oysaki şehir merkezinin hemen yanı başındaki Erek dağını görmüyorlar. Dağın florasında, 118'i Türkiye'ye endemik, yaklaşık 780 çiçekli bitki kayıtlıdır. Aynı zamanda, en az 15 bitkinin tip örneğin toplandığı alanda ülke çapında nadir 126 takson bulunur.Ama bunları biyologlardan başka pek kimse bilmiyor! Gerçektende bizim çevre bilinçsizliğimiz ciddi bir sorun.İnsanlar doğayı sadece tanıyıp severek değil aynı zamanda doğa tahribini meşrulaştırabilecek olası yasalara ve anlaşmalara karşı tepkiselliğini ortaya koymalıdır.İmzaladığımız anlaşmalar ve gelecekte imzalayacağımız anlaşmalar ne çerçevede değerlendirilip karar alınıyor öğrenmek istiyorum.
Mesela GATT ülkemizin biyolojik zenginliği açısından çok önemlidir.Yapılan oturumlar ve imzalanan anlaşmalar “biz de imza attık” diyerek işin içinden bu kadar kolay kaçınmamalıdır.Almamız gereken çok acil önlemler vardır.Ben hep merak etmişimdir bu uluslar arası yasaların takipçisi kimdir? Uygulayıcısı kimdir?
GATT’ın kısa tarihçesi ve niteliği hakkında bilgi vermek istiyorum.Bütünüyle savaş sonrası ortaya çıkan ekonomik sarsıntıyı gidermeye yönelik pragmatik nitelikteki üç kurumun hayata geçirilmesine ilişkin bir fikir,asıl olarak GATT’ın yaratıcısıdır.Bu kuruluşlar uluslar arası imar ve kalkınma bankası,uluslar arası ticaret teşkilatı ve IMF’dir.Türkiye uluslar arası ticaretin serbestleştirilmesi amacını taşıyan sürece 1950’de katılmıştır.Önemli bir husus var GATT sürecini gözden geçirildiğinde tarım sektörünü ilgilendiren gelişmelerin tümünün ABD ve büyük firmalar ekseninde oluştuğunu görmek çokta zor değil.Gerçektende ABD’deki büyük firmaların lobi faaliyetleri Rio’da “biyolojik çeşitlilik sözleşmesine “ imza atmamasını sağlamıştır.Bu firmaların yaptıkları sadece bunlarla kalmıyor tabiî ki.Dünyadaki biyolojik çeşitliliğin zengin olduğu ülkeler yani canlıların gen merkezi olduğu bölgelerin çoğu üçüncü dünya ülkeleridir.Tarım sanayinin ekonomik yönden gelişmiş ülkeler tekelinde olduğunu da biliyoruz.Bu tablo insan kafasında iki soru oluşturuyor.
Gen kaynağı 3.dünya ülkelerinin mi öz kaynağıdır? Yoksa kaynakları bilim ve teknik gücünü kullanarak değerlendirebilecek zengin ülkelerin kontrolü altında ve emrinde mi olmalıdır?Bu soruya cevap vermeden önce biyolojik zenginliğin tüm insanlığın ortak malıdır ve tüm insanlar için ortak faydalarda kullanılmalıdır.Ancak mirasımız ,çok uluslu tarım şirketlerine sermaye olmamalıdır.
Biyolojik değerler bir arkeolojik bulgu gibidir.Siz onu gerektiği şekilde değerlendirmezseniz bu bir şekilde pazarını bulur ve gider.
Peki biz ülke olarak ne yapabiliriz ?
Üniversitelerimizdeki bilim insanlarını ve STK’ları bir çatı altında toplamalıyız.Oluşacak kurum hükümetlerin etkisinde olmamalıdır.Bu kurum hiç kimsenin tekelinde olmamalıdır!Ülkede yapılacak ÇED raporlarına da bu kurum imza atma yetkisinde olmalıdır.Kurum şeffaf ve denetlenebilir olmalıdır.Eğer böyle bir bağımsız kurum oluşursa şuanda olan çevresel tahribatlar önlenecek ve olası çevresel tahribatlara dur diyebilecek bir mekanizma oluşmuş olacak.Temennim böyle bir kurumun oluşması ve ülkeye en güzel şekilde hizmet etmesidir.

Radikal Gazetesi Genç Eki, 26.06.2007

Van GENÇTEMA Başkanı
Şükrü ESİN